Prof. Dr. Lütfi Apilioğulları
Dönüşümde Başarı: Anlayışı İnşa Etmek
Richard Feynman’ın
“Bir şeyin adını bilmek, onu gerçekten bilmek değildir” sözü, dijital, yalın ve çevik dönüşümlerin neden bu kadar sık başarısız olduğunu açık biçimde anlatır. Sorun çoğu zaman yapılanlarda değil, anlaşılanlardadır.
Birçok organizasyon dönüşüme benzer bir refleksle başlar. Önce kavramlar öğrenilir, ardından araçlar satın alınır ve süreçler uygulanır. Dijital platformlar kurulur, yalın panolar asılır, çevik ritüeller başlatılır. Dışarıdan bakıldığında her şey yerli yerindedir. Ancak zaman geçtikçe beklenen sonuçlar gelmez. Verim artmaz, hızlanma olmaz, kararlar hâlâ yavaştır... Çünkü dönüşüm vardır, ama sadece şeklen; zihinsel olarak gerçekleşmemiştir.
Feynman’ın sözü tam da bu noktada uyarır. Bir şeye isim vermek, onu tanımlamak ya da uyguluyor gibi yapmak; onun nasıl çalıştığını bildiğimiz anlamına gelmez. Ne yazık ki birçok dönüşüm, kavramların içini boşaltarak ilerler. “Agile”, “lean”, “data-driven” gibi terimler sıkça kullanılır; fakat bunların iş yapış biçimlerine ve davranışlara nasıl yansıdığı yeterince sorgulanmaz.
Bu yüzden dönüşümler hep benzer noktalarda tökezler. Araçlara gereğinden fazla anlam yüklenir; dijital çözümlerin kendiliğinden değer yaratacağı varsayılır. Ritüeller uygulanır, toplantılar yapılır ama neden yapıldıkları unutulur. Ölçmek öğrenme sanılır; panolar KPI’larla dolar fakat bu sayıların hangi kararı nasıl değiştirdiği bilinmez. Başka yerlerde işe yarayan modeller bağlam sorgulanmadan kopyalanır.
Tüm bu hataların ortak noktası nettir: İsimler ve uygulamalar vardır, fakat gerçek anlayış/kavrayış yoktur. Oysa dijital, yalın ve çevik yaklaşımlar özünde teknoloji ya da metodoloji değildir. Bunlar, organizasyonların öğrenme kapasitesini artırmak için vardır. Öğrenme ise sadece dinleyerek, okuyarak ya da slayt izleyerek gerçekleşmez. Öğrenme, sistemle temas edildiğinde başlar.
Feynman’ın bakış açısı bize şunu söyler: Anlayış / öğrenme aktif bir süreçtir. İnsanlar ancak deneyerek, hata yaparak, geri bildirim alarak ve varsayımlarının yanlış olduğunu gördüklerinde öğrenir. Bu yüzden dönüşüm, yukarıdan anlatılan bir program değil; aşağıda yaşanan bir deneyimdir.
Eğer insanlar verinin neden değiştiğini açıklayamıyor, bir sürecin hangi problemi çözdüğünü söyleyemiyor ya da bir kararın sonuçlarını öngöremiyorsa, ortada gerçek bir dönüşüm yoktur. Sadece yeni kelimeler vardır.
Bu yüzden başarısız oluyoruz. Çünkü sistemleri yeniden tasarlamaya çalışırken, anlayışı inşa etmiyoruz. Feynman’ın sözü bunu tek cümlede acımasızca özetler:
Adını biliyoruz, ama kendisini tanımıyoruz.




