Gürkan Hüryılmaz
GENEL GÖRÜNÜM
Değerli Meslektaşlarımız,
Satınalma ve Tedarik Zinciri Yönetimi konusunda üst kurum kimliği ile hareket eden TÜSMOD olarak, güncel gelişmeleri takip ederek meslektaşlarımıza bildirimlerde bulunuyoruz. Bu kapsamda; ABD ve İsrail ile İran arasında tırmanan askeri gerilim, yalnızca bölgesel bir güvenlik krizi değil; aynı zamanda küresel tedarik zincirlerini doğrudan etkileyen stratejik bir ekonomik şok haline gelmiştir. Enerji arzı, lojistik hatları, hava kargo taşımacılığı ve kritik hammaddelerin akışı bu krizden etkilenmektedir. Özellikle enerji taşımacılığı için kritik bir geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’ndaki ticari faaliyetlerin durma noktasına gelmesi, küresel ticaret için ciddi bir darboğaz yaratmıştır. Bu durum, dünya ticaretinin önemli bir bölümünü oluşturan petrol, petrokimya ürünleri ve sanayi girdilerinin tedarikinde aksamalara yol açmaktadır. Hürmüz Boğazı, küresel petrol ticaretinin yaklaşık %20’sinin geçtiği stratejik bir deniz yolu olarak kabul edilmektedir. İran ile yaşanan askeri çatışma sonrası bölgede tanker trafiğinin büyük ölçüde durması, enerji piyasalarında ciddi dalgalanmalar yaratmıştır. Enerji fiyatlarındaki yükseliş ise doğrudan üretim maliyetlerine yansımakta ve küresel enflasyon riskini artırmaktadır. Savaş nedeniyle yüzlerce geminin Basra Körfezi çevresinde beklemek zorunda kaldığı ve birçok konteyner hattının rotasını değiştirdiği bildirilmektedir. Bazı lojistik şirketleri gemilerini Afrika’nın Ümit Burnu üzerinden dolaştırmak zorunda kalmaktadır. Orta Doğu’daki lojistik kesintiler yalnızca enerji sektörünü değil, çok sayıda sanayi kolunu etkilemektedir. Savaşın etkileyebileceği başlıca ürün grupları şunlardır: Yarı iletkenler ve elektronik bileşenler, ilaç ve medikal ürünler, gübre ve tarım girdileri, plastik ve petrokimya bazlı ürünler. Örneğin Hindistan’dan ihraç edilen ilaçlar ve Asya’dan gönderilen elektronik ürünlerin önemli bir kısmı Orta Doğu üzerinden taşındığından, bu ürünlerde gecikmeler ve fiyat artışları beklenmektedir. Orta Doğu’daki bazı ülkelerin hava sahalarını kapatması, hava kargo taşımacılığını da önemli ölçüde etkilemiştir. Dubai gibi küresel lojistik merkezlerinin operasyonlarının aksaması, küresel hava kargo kapasitesinin önemli bir bölümünü devre dışı bırakmıştır. Hava kargo hacmi toplam yük taşımacılığının küçük bir bölümünü oluştursa da, değer açısından küresel ticaretin yaklaşık %35’ini temsil eden yüksek değerli ürünler bu yöntemle taşınmaktadır. Bu nedenle ilaç, elektronik ve hassas ürünlerde tedarik zinciri baskısı artmaktadır. Enerji fiyatlarındaki yükseliş ve lojistik maliyetlerindeki artış, dünya ekonomisi üzerinde zincirleme etkiler yaratmaktadır. Bu etkiler arasında: enflasyon baskısı, üretim maliyetlerinde artış, enerji ithalatçısı ülkelerde ekonomik stress, bazı sektörlerde üretim kesintileri yer almaktadır. Uzayan bir savaş senaryosu, küresel ekonomide büyüme hızının yavaşlamasına ve bazı bölgelerde ekonomik durgunluk riskinin artmasına yol açabilir. İran merkezli çatışma, modern tedarik zincirlerinin ne kadar jeopolitik risklere bağlı hale geldiğini açıkça göstermektedir. Pandemi sonrası dönemde kırılganlığı daha görünür hale gelen küresel tedarik ağları, enerji ve lojistik chokepoint’lere olan bağımlılık nedeniyle yeni krizlere açık durumdadır. Bu nedenle şirketler için artık temel stratejik öncelikler şunlardır: alternatif tedarikçi ağlarının oluşturulması, kritik hammaddelerde stok stratejisinin gözden geçirilmesi, lojistik rotalarının çeşitlendirilmesi, jeopolitik risk analizi içeren satınalma stratejileri geliştirilmesi. Satınalma ve Tedarik Zincirlerinin bu değişimleri takip ederek; risklerini en aza indirecek adımları atması gerekmektedir.
Midas Araştırma, 2026 Emtia Raporunu Mart ayı başında paylaştı. Raporda; altın, gümüş, bakır ve platin grubu metaller başta olmak üzere küresel metal piyasalarının 2026 perspektifi ele alındı. Jeopolitik riskler, doların yönü, merkez bankası politikaları, Çin talebi ve yatırımcı pozisyonlanması gibi faktörlerin metal fiyatları üzerindeki etkileri detaylı biçimde incelendi. Enerji piyasasında artan jeopolitik gerilimler ve arz güvenliğine ilişkin risklerin yeniden fiyatlanmaya başlaması ise 2026’da metal piyasaları için makro zemini daha da kritik hale getiriyor. Artan enerji fiyatları ve tedarik belirsizliği, hem enflasyon görünümü hem de küresel büyüme dinamikleri üzerinden metal talebini dolaylı olarak etkileyebilecek bir arka plan oluşturuyor. Özellikle dolar tarafındaki aşırı yönlü beklentiler, tarifelere ilişkin belirsizlikler ve yatırımcı davranışlarındaki değişimin 2026’da fiyat hareketlerinin ana belirleyicileri olacağı vurgulandı. Küresel belirsizlik ortamında değerli metallerin portföylerde yeniden stratejik konuma yerleştiği, endüstriyel metallerde ise fiyat ile temel denge arasındaki makasın açıldığı bir döneme girildiği belirtilen rapor; hem uzun vadeli yatırımcılar hem de kısa vadeli volatiliteyi değerlendirmek isteyenler için kapsamlı bir çerçeve sunuyor. 2025’in ikinci yarısında hızlanan metal rallisi 2026’da daha seçici ve daha makro duyarlı bir yapıya dönüştü. Önümüzdeki dönemde fiyatların yönünü belirleyecek başlıca faktörler şunlar olacak : Doların yönü ve Fed faiz politikası, Jeopolitik risklerin seyri, Çin kaynaklı fiziki talep, Tarifeler ve ticaret politikaları ve Yatırımcı pozisyonlanmasının kalabalıklaşma seviyesi. Enerji arzına ilişkin risklerin küresel enflasyon beklentilerini yeniden yukarı çekmesi durumunda, merkez bankalarının politika alanı daralabilir. Bu da dolar ve faiz kanalı üzerinden metal fiyatlarında dalgalanmayı artırabilir. Dolar cephesinde zayıflama beklentisinin artması, metaller için kısa vadede destekleyici görünse de olası bir ters hareketin sert düzeltmelere neden olabileceği unutulmamalı. Bu yüzden bu yıl fiyatlamalar kadar yatırımcı beklentileri de kritik olacak. Altın tarafında temel hikaye değişmiş değil. Merkez bankalarının yapısal talebi, jeopolitik risklerin kalıcılığı ve reel faizlerin sınırlı seyri altına güçlü bir zemin sağlıyor. Ancak yükselen tahvil faizleri ve zaman zaman güçlenen dolar yukarı hareketi sınırlıyor. Gümüş ise hem değerli hem endüstriyel metal kimliği taşıdığı için daha kırılgan bir fiyat yapısına sahip. Geçen yılki sert yükselişin ardından bu yıl fiyatın sürdürülebilirliği iki faktöre bağlı: yatırım talebinin devamı ve sanayi tarafında maliyet baskısının talebi azaltıp azaltmayacağı. Yüksek fiyatlar geri dönüşüm arzını artırırken, sanayi tarafında ikame eğilimini hızlandırabilir. Bu nedenle gümüşte yukarı potansiyel bulunsa da volatilite riski altına kıyasla daha yüksek. Bakır, iki farklı hikayeyi aynı anda taşıyor. Uzun vadede elektrifikasyon, yapay zeka veri merkezleri ve enerji altyapısı yatırımları bakırı stratejik metal konumuna taşısa da kısa vadede fiyat hareketinin önemli kısmı ABD’deki stoklama davranışı ve tarife belirsizliğiyle şekillendi. ABD’nin rafine bakıra yönelik olası gümrük vergisi kararı netleştiğinde stoklama sürecinin yavaşlaması ve fiyatların yeniden temel arz-talep dengesine dönmesi beklenebilir. Küresel piyasada fazlalık beklentisi sürerken, 2026’nın ikinci yarısında fiyatların daha dengeli bir banda çekilmesi olası. Platin ve paladyum tarafında net bir yön konsensüsü bulunmuyor. Fon ilgisi sınırlı ve piyasalar daha çok yeni bir hikaye arayışında. Otomotiv dönüşümü ve hidrojen ekonomisi gibi temalar uzun vadede potansiyel sunsa da 2026’da bu metaller için daha seçici bir yatırım yaklaşımı öne çıkıyor. Bu yıl metaller için “trend mi, düzeltme mi?” ikileminin yaşanacağı bir dönem olabilir. Değerli metallerde yukarı yönlü alan tamamen kapanmış değil; ancak doların yönü ve faiz patikası belirleyici olacak. Endüstriyel metallerde ise uzun vadeli yapısal hikaye korunurken, kısa vadede fiyatların temel dengelerin önüne geçmiş olabileceği göz önünde bulundurulmalı. Bu nedenle 2026’da metal yatırımlarında ana strateji: Makro riskleri izlemek, Pozisyon kalabalıklaşmasını takip etmek ve Volatiliteyi fırsata çevirebilecek esneklik sağlamak olacak. Metaller artık yalnızca emtia değil; jeopolitik ve finansal rejim değişiminin aynası. Bu nedenle 2026’da yatırım kararlarında sadece fiyat seviyesi değil, anlatının ne kadar güçlendiği ve pozisyonların ne yönde yoğunlaştığı da belirleyici olacak.
Paraanaliz haberine göre; Küresel ekonomi “hammadde güvensizliği” dönemine giriyor. Mart 2026 verileri ve BM projeksiyonları; lityum, bakır, kobalt, nikel ve nadir toprak elementlerinin artık sadece sanayi girdisi değil, dijital ve yeşil ekonominin temel taşı haline geldiğini teyit ediyor. Modern ekonomik düzende, petrolün geleneksel hakimiyeti yerini yeni bir varlık sınıfına bırakıyor: Kritik mineraller. Mart 2026 verileri ve BM projeksiyonları; lityum, bakır, kobalt, nikel ve nadir toprak elementlerinin artık sadece sanayi girdisi değil, dijital ve yeşil ekonominin temel taşı haline geldiğini teyit ediyor. İklim hedefleri için hayati olan bu dönüşüm, aynı zamanda ulusal güvenliği ve küresel ticaret istikrarını tehdit eden sistematik kırılganlıkları da gün yüzüne çıkardı. Bu değişimin boyutu tek kelimeyle devasa. BM Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo’ya göre, ham ve yarı işlenmiş minerallerin ticareti 2023 yılında yaklaşık 2,5 trilyon dolara ulaşarak küresel toplam ticaretin %10’undan fazlasını oluşturmaya başladı. Bu maddeler artık sadece birer emtia değil; stratejik birer zorunluluk. Gelişmiş füzelerin yönlendirme sistemlerinden elektrikli araçların (EV) yüksek yoğunluklu pillerine kadar her yerde bu minerallere ihtiyaç var. Uzmanlar, bu özelleşmiş tedarik zincirlerindeki tek bir kopmanın, birden fazla ekonomik sektörü aynı anda çökertebilecek bir “zincirleme reaksiyon” yaratabileceği konusunda uyarıyor. Bu minerallerin tüketim rotası patlayıcı bir büyüme sergiliyor. Bu ay BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan raporlara göre, küresel tüketimin 2030’a kadar üç katına, 2040’a kadar ise dört katına çıkması bekleniyor. Bu ivmenin arkasında üç ana güç birleşiyor: Bunların ilki Enerji Çarpanı. Yenilenebilir enerji altyapısı, megavat başına fosil yakıtlı santrallerden çok daha fazla mineral gerektiriyor. Tek bir rüzgar gülü veya güneş paneli tarlası; devasa miktarda bakır, gümüş ve silikon tüketen birer “mineral oburu” niteliğinde. İkinci olarak Yapay Zeka Patlaması var. Yapay zeka ve bulut bilişimi destekleyen veri merkezlerinin sayısındaki artış, elektrik dağıtımı ve soğutma sistemleri için doymak bilmez bir bakır talebi yarattı. Üçüncü güç ise Ulaşımın Elektrifikasyonu. Elektrikli araçlara geçiş artık sadece binek otomobillerle sınırlı değil; ticari filolar, deniz taşımacılığı ve hatta yeni gelişen elektrikli havacılık sektörünü de kapsıyor. Tüm kritik mineraller baskı altında olsa da bakır ve lityum en acil arz-talep dengesizliği ile karşı karşıya: "Elektrifikasyonun metali" olarak adlandırılan bakır, şebeke modernizasyonunun temelidir. Ancak yeni bir bakır madeninin keşiften üretime geçmesi tipik olarak 10 ila 15 yıl sürer. Geleneksel maden bölgelerinde tenör oranlarının (cevher kalitesi) düşmesiyle birlikte sanayi, 5G yayılımı ve EV şarj altyapısı hızına yetişmekte zorlanıyor. Lityumda pazar, arz fazlasından hızla bir açık senaryosuna evrildi. Sadece araçlar değil, yenilenebilir enerjinin süreksizliğini yönetmek için şebeke ölçeğinde kurulan dev batarya sistemleri, lityumu önceki tüm tahminlerin ötesinde tüketiyor. Nadir toprak elementleri (REE), en hassas stratejik zafiyeti temsil ediyor. İşleme kapasitesi ağırlıklı olarak tek bir coğrafi bölgede yoğunlaşmış durumda: Çin. Bu yoğunlaşma, küresel savunma ve elektronik endüstrileri için "tek noktadan kırılma" riski yaratıyor. Bu riskleri azaltmak için Batılı güçler ve Asya’daki üretim merkezleri yeni bir "kaynak diplomasisi" dalgası başlattı. Küresel ticaret, artık güvenlik garantileri ve "mineral karşılığı altyapı" anlaşmalarıyla yeniden şekilleniyor : Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin yaklaşık 24 trilyon dolar değerindeki maden yataklarına erişim anlaşmaları nihai aşamaya geldi. Bu anlaşmalar, yatırımcı ülkelerin çatışmalı doğu bölgelerinde güvenlik desteği ve altyapı geliştirmesi şartına bağlanıyor. Venezuela’da daha önce yasa dışı grupların kontrolünde olan mineral zengini bölgelerde faaliyet gösterecek uluslararası madencilik firmalarına güvenlik güvencesi verilen yeni düzenlemeler ortaya çıkıyor. Madencilik ana kaynak olmaya devam etse de, elektronik atıklardan malzeme çıkarılması ("şehir madenciliği") zemin kazanıyor. Gelişmiş pilot programlar artık batarya malzemelerinde %95 geri kazanım oranını hedefliyor; amaç 2040’a kadar küresel arzın %20-30’unu bu yolla karşılamak. 2026 yılına için BM ve küresel sanayi liderlerinin mesajı net: Arz güvenliği, yeni ekonomik rekabet gücüdür. Kaynaklarını çeşitlendirmeyen veya işleme teknolojisine yatırım yapmayan uluslar, dijital ve yeşil yarışı kaybetme riskiyle karşı karşıya. "Tam zamanında" (just-in-time) tedarik zinciri anlayışı öldü; yerini "her ihtimale karşı" (just-in-case) stratejik stoklama ve yeni mineral ufukları için amansız bir arayış aldı.
Coface, “Risk Görünümü: 2026 Küresel Ekonomi İçin Gerçeklerle Yüzleşme Yılı mı?” başlıklı raporunu Şubat ayında yayımladı. Rapora göre; Küresel ekonominin ivmesi 2026’ya girerken farklılaşmış durumda. Süregelen jeopolitik, finansal ve sosyal risklerle şekillenen uluslararası ortamda, bu yıl küresel büyümenin %2,6 seviyesinde gerçekleşmesini bekliyoruz—2025’teki %2,8 büyümeye kıyasla oldukça sınırlı bir düşüş. Bu çerçevede Coface, yedi ülke risk değerlendirmesinde (altı yükseltme) ve dokuz sektör notunda (yedi yükseltme) değişiklik yaptı. 2025 yılı, hem çalkantı hem de istikrara işaret eden küresel büyüme ile beklentileri karşıladı; bu büyüme Coface’ın %2,8’lik tahminiyle uyumluydu. Bu paradoks iki ana faktörle açıklanabilir : Birincisi, küresel ekonomiye yönelik şoklar, özellikle tarifeler konusunda, bir önceki dönemdeki belirsizliklerle kıyaslandığında çok daha sınırlı kaldı. İkincisi ise şirketlerin uyum sağlama kapasitesiydi. Uluslararası faaliyetlere sahip işletmelerin hızlı adaptasyonu, küreselleşmenin güçlü ve birbirine bağımlı dinamiklerle desteklenen bir süreç olmaya devam ettiğini bir kez daha doğruladı. 2026 yılı, belirsizliklerin ve yoğun risklerin hakim olduğu bir atmosferde başladı. Jeopolitik riskler Latin Amerika, İran ve Grönland’daki son olaylarla somutlaştı. Finansal riskler, yüksek faiz ortamında borç ve varlık değerlemelerinin baskılanmasıyla güçlendi. Makroekonomik riskler, ABD ekonomi politikasındaki yön belirsizliği, artan rekabet ve zayıflayan küresel iş birliği nedeniyle yükseldi. Sosyal ve siyasi riskler, özellikle Avrupa’da toplumun geniş kesimlerinde biriken memnuniyetsizlikle daha görünür hale geldi. Sağlık ve iklim riskleri ise yaygın ve giderek ağırlaşıyor. Küresel ekonomik görünüm dalgalı olmaya devam ediyor. ABD’de, %2,2’lik büyüme tahmini, 2025’in ikinci yarısında yaşanan %15’lik iflas artışına rağmen kalıcı olarak güçlü seyreden tüketim tarafından destekleniyor. Euro bölgesinde faaliyetlerin yaklaşık %1 seviyesine ulaşması bekleniyor; bu, Almanya’nın büyük bir yatırım planı sayesinde yaşadığı toparlanma tarafından destekleniyor. Buna karşılık, kamu açığı GSYH’nin %5’inin üzerinde kalmayı sürdüren Fransa’nın büyümesinin %0,9 civarında istikrar kazanması bekleniyor. Orta Avrupa çok daha sağlam bir dinamik sergiledi; Polonya %3,8 ile öne çıkıyor. Asya’da Çin’in büyümesi %4,4 seviyesine yavaşlayacak ve bölgesel ivmeyi baskılayacak; Güneydoğu Asya’nın performansı ise eşit olmayan bir dayanıklılık gösteriyor. Buna karşılık Hindistan, güçlü iç talep ve proaktif kamu politikaları sayesinde %6,1 büyüme beklentisiyle küresel büyümenin motoru rolünü doğruluyor. ABD’nin tarife hamlelerinin yarattığı endişelere karşın, küresel ticaret 2025’te birçok tahmini boşa çıkardı. Ticaret hacmi, güçlü ABD ithalatı ve ABD gümrük artışlarının beklendiği kadar sert olmaması sayesinde %3,9 büyüdü. Kasım ayı itibarıyla gerçekleşen ortalama tarife oranı %9,4 oldu; bu oran, Çin ile gerilimin zirvesinde öngörülen %36 seviyesinin oldukça altında. Vietnam, tedarik zincirinin yeniden düzenlenmesinin en büyük kazananlarından biri oldu (Ocak–Kasım 2025 döneminde ABD ithalatı %43 arttı). Avrupa ise dış ticaretinde istikrar sağladı. 2026’da ise aşırı kapasite nedeniyle navlun fiyatlarının düşmesi ve geleneksel deniz yollarının yeniden açılmasıyla kademeli bir yavaşlama bekleniyor.
Tüm bu gelişmeler altında, emtia fiyat analizleri aşağıdaki şekilde ele alınmıştır.
Selamlarım ve saygılarımla.
Metal-Demir-Çelik:
Londra Metal Borsası (LME) verilerine göre Bakır fiyatları Şubat ayını %0.52’lik artış ile 13.439 dolar/ton seviyelerinde kapatırken, LME Bakır Stokları ise aynı ay için %44.93’lük artış gösterdi. Forbes Türkiye haberine göre; Citigroup analistleri, İran merkezli jeopolitik risklerin ve Körfez’de enerji altyapısına yönelik olası aksaklıkların sanayi metalleri üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturabileceği uyarısında bulundu. Banka, çatışma sürecinin uzaması halinde bakırın ton fiyatının 12 bin dolar eşiğinin altına sarkabileceğini değerlendirdi. Citigroup analistleri, İran merkezli jeopolitik risklerin ve Körfez’de enerji altyapısına yönelik olası aksaklıkların sanayi metalleri üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturabileceği uyarısında bulundu. Banka, çatışma sürecinin uzaması halinde bakırın ton fiyatının 12 bin dolar eşiğinin altına sarkabileceğini değerlendirdi. Analist notunda, Körfez bölgesinde enerji arzını sekteye uğratabilecek gelişmelerin küresel emtia piyasalarında volatiliteyi artırabileceği belirtildi. Özellikle ABD Merkez Bankası’nın faiz indirimi beklentilerinin zayıflamasıyla birlikte yatırımcıların riskli pozisyonlarını azaltmaya başlamasının, bakır fiyatlarında geri çekilmeyi hızlandırabileceği ifade edildi. Bu senaryoda fiyatların ton başına 12 bin doların altına gerileyebileceği kaydedildi. Baz metaller cephesinde genel eğilimin “ayı piyasası” yönünde olduğuna dikkat çeken Citi analistleri, enerji arzına yönelik olası bir şokun enflasyonist baskıları tırmandırabileceğini, bunun da faiz beklentilerinde yeniden fiyatlamaya yol açabileceğini vurguladı. ABD’li yatırım bankası Goldman Sachs, bakır piyasasına ilişkin 2026 ve 2027 projeksiyonlarını güncelledi. Banka, bakır fiyatlarının 2026 yıl sonunda bu yılki ortalama 13 bin dolar seviyesinden 12 bin 200 dolara gerilemesini beklediğini açıkladı. Darboğaz endişelerinin azalmasıyla fiyatların düşeceğini belirten banka, söz konusu gerilemenin önceki tahminlerine kıyasla daha sınırlı olacağını vurguladı. Goldman Sachs, daha önce 11 bin dolar olarak açıkladığı 2026 yıl sonu tahminini revize ederek adil değer öngörüsünü 11 bin 300 dolara yükseltti. Banka, 2027 yılı için ise 12 bin dolarlık fiyat beklentisi paylaştı. Araştırma notunda, bakır fiyatlarının 2025 yılında spekülatif sermaye girişlerinin etkisiyle yüzde 41 arttığına dikkat çekildi. Küresel arz-talep dengesine ilişkin değerlendirmede bulunan banka, 2026 yılı için küresel bakır fazlası tahminini 300 bin tondan 380 bin tona çıkardı. Küresel piyasanın on yılın sonuna kadar açık vermesinin beklenmediği ifade edildi. Dünyanın en büyük bakır üreticileri arasında Şili, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Peru yer alıyor. ABD dışındaki bakır piyasasının ise bu yıl 170 bin tonluk açıkla kapanmasının öngörüldüğü belirtilirken, bu rakamın bankanın daha önce tahmin ettiği 450 bin tonluk açığın oldukça altında kaldığı kaydedildi.
Londra Metal Borsası (LME) verilerine göre Alüminyum fiyatları Şubat ayında %1.53’lük yükseliş ile 3.157 dolar/ton seviyelerinde kapatırken, LME Alüminyum Stokları ise aynı ay için %5.68’lik azalış gösterdi. Investing haberine göre; Orta Doğu’daki gerilimin artması, özellikle Norsk Hydro’nun Qatalum tesisindeki üretimin durmasıyla küresel alüminyum tedarikinde endişelere yol açarak fiyatları önemli ölçüde yükseltti. Citi, İran merkezli çatışmaların ardından meydana gelen arz kesintilerini ve peş peşe gelen mücbir sebep beyanlarını temel alarak Londra Metal Borsası (LME) bünyesindeki 0–3 aylık alüminyum fiyat hedefini ton başına 3.400 dolardan 3.600 dolara çıkardı. Banka tarafından paylaşılan yukarı yönlü senaryoda, fiyatların 4.000 dolar seviyesine kadar tırmanabileceği kaydedildi. Bankadan yapılan açıklamada, "Mücbir sebep artık iki Körfez üreticisinde somutlaştı; bu durum, riskten gerçekleşen kesintiye doğru belirgin bir geçişe işaret ediyor" ifadelerine yer verildi. Dünyanın Çin dışındaki en büyük üreticisi konumundaki Aluminium Bahrain (Alba), dün sevkiyatlarını durdurduğunu duyurarak mücbir sebep ilan etti. Yaşanan bu gelişme, LME üzerindeki üç aylık alüminyum fiyatlarını son dört yılın en yüksek noktasına ulaştırdı. Çatışmanın yansımalarının uzun bir döneme yayılabileceğini vurgulayan Citi, özellikle konteyner yoluyla taşınan birincil metal ve katma değerli ürünlerdeki normalleşme hızının, tanker akışlarına kıyasla daha yavaş seyredeceğini bildirdi.
Londra Metal Borsası (LME) verilerine göre Nikel fiyatları Şubat ayını %0.86’lık artış ile 17.680 dolar/ton seviyelerinde kapatırken, LME Nikel Stokları ise aynı ay için %1.13’lük artış gösterdi. Outokumpu paslanmaz çelik Mart 2026 prim fiyatlarını; 430 kalite için 13 EUR/ton azalış, 304 kalite için 24 EUR/ton artış ve 316 kalite için 157 EUR/ton artış ile açıkladı. Trading Economics analizine göre, dünyanın en büyük nikel üreticisi olan Endonezya, bu yıl üretimde potansiyel %34`lük bir düşüşe işaret etti. Bu arada, Vale, düzenleyici onayları beklerken Pomalaa ve Bahodopi madenlerindeki faaliyetlerini geçici olarak durdurdu. Amiral gemisi Sorowako madeni faaliyetlerine devam etse de, bu duraklamalar piyasa temkinliliğini artırdı. Yine de, yükselişin açık sınırları vardı. Stok seviyeleri yüksek kaldı. LME`de kayıtlı ve teminatsız stoklar geçen yıl yaklaşık %58 artarak 367.000 tonun üzerine çıktı. Buna ek olarak, Singapur ve Kaohsiung`daki büyük gölge stoklar piyasayı etkilemeye devam etti. Sonuç olarak, her fiyat artışı dirençle karşılaştı. Çoğu analist, nikel fiyatlarının keskin bir yükseliş trendi yerine dar bir aralıkta sabitlenmesini bekliyor. Tahminler büyük ölçüde ton başına 15.000 ila 16.000 dolar arasında yoğunlaşıyor. Birçok büyük kurum, bu kısıtlı görünümü devam eden arz fazlalarına bağlıyor. Dünya Bankası`nın 2026 nikel fiyat görünümü de nikel fiyatlarının 15.500 ABD doları civarında kalacağını ve 2027`de 16.000 ABD dolarına yükseleceğini ortaya koydu. Trading Economics verileri, alıcıların piyasaya geri dönmesiyle nikel vadeli işlemlerinin geçen haftaki sert düşüşün ardından ton başına yaklaşık 17.800 dolara yükseldiğini gösterdi. Analistler, fiyat tahminlerindeki farklılıkların öncelikle Endonezya`nın üretim sınırlarını ne kadar sıkı bir şekilde uygulayacağı ve küresel imalat faaliyetinin ne kadar hızlı toparlanmasının beklendiği konusundaki zıt görüşleri yansıttığını düşünüyor.
Londra Metal Borsası (LME) verilerine göre Çinko fiyatları Şubat ayını %0.54’lük azalış ile 3.325 dolar/ton seviyelerinde kapatırken, LME Çinko Stokları ise aynı ay için %10.55’lik azalış gösterdi. Uzmanlara göre; Çinko alıcıları önümüzdeki aylarda daha yüksek fiyatlar bekleyebilirler. Moody`s Analytics, 2026 sonbaharına kadar metrik ton başına 3.185 dolarlık bir işlem seviyesi öngörüyor; bu, bir önceki yıla göre yaklaşık %9 daha yüksek. Moody`s Analytics`te ekonomist olan Gustavo Rojas-Matute, "Çinko talebinin, inşaat, otomotiv, güneş enerjisi ve rüzgar enerjisi sektörleri tarafından yönlendirilerek 2030 yılına kadar istikrarlı bir şekilde artması bekleniyor" dedi. Çinko fiyatlarındaki yükselişin başlıca nedeni, cevherin yerden çıkarılması, eritilmesi ve taşınmasının giderek daha maliyetli hale gelmesidir. Daha sıkı çevre düzenlemeleri de bunun bir nedenidir. Ancak daha temel bir sorun, çok fazla çinko madeninin aşırı işletilmesi ve bunun sonucunda en kaliteli, seyreltilmemiş cevherin çoğunun tükenmiş olmasıdır. Scarab Rising Başkanı Irina Tsukerman, "Birçok büyük yeraltı işletmesinde konsantre kalitesinin düşmesi nedeniyle, her ton kararlı metal için daha fazla kaya taşınması gerekiyor" dedi. İleriye baktığımızda, değişen enerji depolama endüstrisini beslemek için metale yönelik ek bir talep olacak. Tsukerman, "Çinko-iyon pil pazar payı büyümeye başlıyor," diye açıkladı. Çinko alıcıları, ilerleyen dönemlerde olası tedarik sorunlarının farkında olmalıdır. Çinkonun açık ara en büyük kaynağının Çin olması önemli bir risk oluşturmaktadır. Govreau, "Çin, çıkarılan çinko üretiminin yaklaşık %33`ünü karşılıyor ki bu Batı pazarları için endişe verici bir durum" dedi. "Çinko, altyapı ve enerji teknolojileri için stratejik önemi nedeniyle ABD ve AB ülkeleri de dahil olmak üzere birçok ülkede kritik bir mineral olarak kabul ediliyor."
Londra Metal Borsası (LME) verilerine göre Kurşun fiyatları Şubat ayını %1.51’lik azalış ile 1.927 dolar/ton seviyelerinde kapatırken, LME Kurşun Stokları ise aynı ay için %39.27’lik artış gösterdi. Aynı dönem için LME Kalay fiyatları %6.45’lik artış ile 57.375 dolar/ton olurken, LME Kalay stokları %6.77’lik artış gösterdi. Uzmanlar Kalayın 2026 yılının ilk çeyreğinin geri kalanında yüksek volatilite göstermesini bekliyor. Fiyat hareketleri temel göstergelerden ziyade pozisyon değişiklikleri ve likidite koşullarından kaynaklanacaktır. Kısa vadeli riskler, özellikle daha geniş riskten kaçınma dönemlerinde, spekülatif pozisyonların azaltılmaya devam etmesi durumunda, daha fazla düzeltme hareketine yöneliktir. Uzun vadeli yapısal sıkılık durumu geçerliliğini korurken, önümüzdeki aylarda anlamlı bir şekilde yeniden kendini göstermesi olası değildir. Sonuç olarak, kalayın ilk çeyrek boyunca yüksek volatilite ve zayıf yönsel inançla işlem görmesi ve fiyatların keskin, akış odaklı dalgalanmalara eğilimli olması muhtemeldir. Beklenen aralık: 45.000-55.000 $/ton.
Demir Cevheri fiyatları, Şubat ayında %3.77’lik azalış göstererek 102 dolar/ton seviyesine geriledi. LME Çelik Hurda CFR Türkiye (Platts) fiyatları Şubat ayında %0.31’lik artış kaydederken, son 12 aylık değişimi %4.99 artış yönlü oldu. LME İnşaat Çeliği FOB Türkiye (Platts) fiyatları ise Şubat ayında %0.88 oranında azalırken, son 12 aylık değişim ise %1.29 azalış yönlü oldu. Investing haberine göre; Demir cevheri vadeli işlemleri, Çin’de Ay Yeni Yılı tatilinin ardından likiditenin piyasaya dönmesi ve hammadde talebinin artacağı beklentisiyle Çarşamba günü yükseldi. Ancak Avustralya ve Brezilya’dan artan sevkiyatların fiyatlardaki yükselişi sınırlayabileceği belirtiliyor. Çin’in Dalian Commodity Exchange borsasında en çok işlem gören Mayıs vadeli demir cevheri kontratı %1,42 artışla ton başına 752,5 yuana (109,51 dolar) yükseldi. Singapore Exchange’de işlem gören gösterge Mart vadeli kontrat ise yüzde 1,98 primle 98,55 dolara çıktı. Piyasalarda, Çinli çelik üreticilerinin tatil sonrası yüksek fırın üretimini artırmasıyla demir cevheri talebinin toparlanacağı beklentisi öne çıktı. Metallere yönelik genel yükseliş eğilimi de fiyatlara destek verdi. Buna karşın, Galaxy Futures, yılın ilk yarısında zayıflayan tüketim nedeniyle çelik talebinin düşmesinin beklendiğini belirterek temkinli olunması gerektiğini bildirdi. Danışmanlık şirketi Mysteel verilerine göre Avustralya ve Brezilya’dan artan sevkiyatlar liman stoklarını yıl başından bu yana en yüksek seviyeye taşıdı. Madencilik şirketi Fortescue, ilk yarı kârının rekor demir cevheri sevkiyatları ve daha yüksek fiyatların desteğiyle %23 arttığını açıkladı. Şirket, ilk yarıda sevkiyat rekoru kırarken, demir cevheri maliyetlerinin %3 gerilediğini ve gerçekleşen satış fiyatlarının %6,6 yükseldiğini bildirdi. Dalian’da kok kömürü %2,64, kok ise %2,75 değer kazandı. Şanghay Vadeli İşlemler Borsası’nda inşaat demiri %1,65, sıcak haddelenmiş rulo %1,13, filmaşin %1,42 ve paslanmaz çelik %1,11 yükseldi.
Plastik ve Kauçuk:
TÜSMOD Plastik Fiyat Endeksi Şubat ayında %3.04 artış gösterirken, 2026 yılı değişimi %3.01 artış ve son 12 aylık değişim %1.81 azalış yönlü oldu. Şubat ayında fiyatı düşen emtia olmazken, fiyatı en çok artan emtia %9.70 ile PS oldu. Bunu %7.75 ile PE, %6.89 ile PP ve %6.83 ile ABS izledi. Chemorbis haberlerine göre; Türkiye’deki lokal polimer fiyatları, Orta Doğu’daki çatışmanın patlak vermesinden bu yana keskin şekilde yükseldi ve ithalat yüklemelerine dair ciddi endişeleri tetikledi. Hürmüz Boğazı’ndaki trafik neredeyse tamamen durma noktasına geldi, hem hammadde piyasalarını hem de türev tedarik zincirlerini aksattı. PP, PE ve PVC üreticileri, dalgalı global lojistik maliyetleri ve hızla artan petrol, benzin, nafta, doğal gaz ve monomer fiyatları eşliğinde yeni ithal teklifleri belirlemekte zorlanırken, hemen teslim mal fiyatları belirgin artışlar kaydetti. Orta Doğu’dan yapılan ithalatların kesintiye uğraması, bölgenin dünyanın en büyük PP ihracatçısı ve ikinci büyük PE ihracatçısı olması itibarıyla global polimer piyasalarında şok etkisi yarattı. Tedarik endişeleri alıcıları yurtiçi piyasalara yöneltti; Orta Doğu savaşının ikinci haftasına girilmesiyle birlikte buradaki fiyat artışları muazzam boyutlara ulaştı. Aynı zamanda, piyasa katılımcıları piyasaların oldukça kırılgan ve normal ticaret akışlarının dönmesi halinde keskin bir düzeltmeye açık olduğu uyarısında bulunuyor. Hindistan`da yurtiçi PP ve PE fiyatları, Hürmüz Boğazı’ndan enerji hammaddeleri akışının kesintiye uğramasının ardından 37.500INR/tona kadar yükseldi. Yurtiçi üreticiler rekor zamlar uyguladı ancak işleyiciler bu seviyelerden alım yapmayı reddetti. Orta Doğu`da artan jeopolitik gerilimler, global stiren piyasalarında güçlü bir yükselişi tetiklerken, fiyatlar Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri ve özellikle Asya`da savaş öncesi seviyelere kıyasla keskin şekilde arttı. Tedarik endişeleri, artan enerji maliyetleri ve daralan spot tedarik, ChemOrbis Fiyat Sihirbazı verilerine göre değerleri son ayların — ve bazı durumlarda son yılların — zirvelerine taşıdı. Hindistan`da PVC piyasası, Hürmüz Boğazı`nın kapanmasıyla birlikte hammadde akışındaki kesinti ve fiyatlardaki artışla birlikte kargaşaya sürüklendi. Satıcılar tekliflerini keskin artırırken, alıcılar piyasadan çekiliyor ve teklif edilen fiyatlarla gerçek talep arasında giderek açılan bir makas ortaya çıkıyor. Çin’den ihraç PVC fiyatları, bu hafta Orta Doğu`dan hammadde tedarikindeki aksaklıklar ve yükselen enerji maliyetleri nedeniyle fırladı. Çin’in süregelen PVC arz fazlasına ve karışık talep sinyallerine rağmen, fors majör açıklamaları ve navlun belirsizlikleri güçlü fiyat dalgalanmalarını körüklüyor. Asya paraksilen (PX) piyasası, ChemOrbis Fiyat Sihirbazı`na göre, spot fiyatların haftalık bazda 330$/ton artış göstermesiyle Haziran 2022’den bu yana görülmeyen seviyelere yükseldi. Orta Doğu’daki artan jeopolitik gerilimler, keskin benzen artışı ve bölgedeki aksaklıklar ile birleşerek, son dört yılın en güçlü PX artışlarını tetikledi. Avrupa’nın PET piyasası, Orta Doğu’da tırmanan çatışmaların enerji ve petrokimya tedarik zincirlerinde şok dalgaları yaratmasıyla birlikte dalgalı bir döneme girdi. Sadece iki hafta içinde artan enerji maliyetleri, ithalatın kısıtlanması ve hammadde akışlarına ilişkin artan belirsizlik, fiyatların keskin şekilde yükselmesine ve alıcıların satın alma stratejilerini yeniden gözden geçirmeye zorlanmasına neden oldu.
Enerji ve Petrol:
Boru Hatları İle Petrol Taşıma AŞ’nin (BOTAŞ), internet sitesinde Mart ayı için doğalgaz satış tarifesi yayımlanmadı. En son 2 Temmuz 2025 tarihinde fiyat güncellemesi yapan BOTAŞ’ın fiyat açıklamaması Şubat ayı için de tarifede bir değişiklik olmayacağı şeklinde yorumlandı. Elektrik fiyatları için EPDK tarafından Aralık ayı için de yeni bir bildirim yapılmadı. Son bildirim 27 Mart’ya yapılmış ve 5 Nisan’dan itibaren geçerli tarife tabloları açıklanmıştı. Investing haberine göre; HSBC, Salı günü 2026 yılı için ortalama Brent petrol fiyat tahminini 15 dolar artırarak varil başına 80 dolara yükseltti. Banka ayrıca WTI tahminini 14 dolar artışla 76 dolara çıkardı. Fiyatlar, çatışmanın Hürmüz Boğazı’nın kapanmasına yol açmasının ardından sıçradı. Küresel petrol arzının yaklaşık beşte biri bu kritik geçiş noktasından geçiyor. Bu arada, kapanma büyük OPEC üreticilerinin sevkiyatlarını azaltmasına neden oldu. Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri bölgedeki gemi trafiği durduğu için sevkiyatlarını kıstı. Dünya haberine göre; İsviçre merkezli yatırım bankası UBS, küresel enerji piyasalarına ilişkin petrol fiyat tahminlerini güncelledi. Banka, özellikle jeopolitik risklerin etkisiyle Brent petrolüne yönelik beklentilerini yukarı yönlü revize etti. UBS tarafından yayımlanan değerlendirmeye göre banka, 2026 yılının ilk çeyreği için Brent petrolün ortalama fiyat tahminini varil başına 71 dolara yükseltti. Bu revizyon, mart ayında fiyatların yaklaşık 80 dolar/varil seviyesine ulaşabileceğine işaret ediyor. Banka ayrıca 2026 yılına ilişkin yıllık ortalama fiyat beklentisini de yukarı çekti. Buna göre UBS, 2026 için Brent petrolün ortalama fiyat tahminini 10 dolar artırarak 72 dolar/varil seviyesine yükseltti. UBS, daha uzun vadeye ilişkin beklentilerinde ise önemli bir değişikliğe gitmedi. Banka, Brent petrol için 2027 yılında varil başına 70 dolar, 2028 yılında ise 75 dolar seviyesindeki tahminlerini korudu. Banka değerlendirmesinde petrol piyasasında risklerin genel olarak yukarı yönlü olduğuna dikkat çekti. UBS, artan jeopolitik gerilimler ve enerji arzına yönelik tehditlerin fiyatlar üzerinde daha yüksek bir risk primi oluşturabileceğini vurguladı. UBS ayrıca enerji altyapısına yönelik olası saldırıların petrol piyasasında sert fiyat hareketlerine yol açabileceğine işaret etti. Banka, özellikle Katar`daki LNG tesislerine yönelik muhtemel saldırıların küresel enerji arzı üzerinde önemli etkiler yaratabileceğini belirtti. Değerlendirmeye göre bu tür bir senaryoda Brent petrol fiyatlarının saldırının şiddetine bağlı olarak 90 doların üzerine çıkabileceği ifade edildi. AA haberine göre; Brent petrolün varil fiyatı, uluslararası piyasalarda 114,30 doları gördükten sonra 100,80 dolar seviyesine geriledi. Petrol fiyatlarının gün içinde kısmen gerilemesinde, G7 ülkelerinin İran kaynaklı arz kesintilerini dengelemek amacıyla acil petrol rezervlerinin ortak kullanıma açılmasını görüşeceğine ilişkin haber akışı etkili oldu. AB Komisyonu sözcülerinden Anna-Kaisa Itkonen, Brüksel`de düzenlenen günlük basın toplantısında, Orta Doğu`da genişleyen çatışma ortamının enerji piyasalarına etkisine ilişkin soruları yanıtladı. AB ülkelerinin petrol stoklarını henüz Orta Doğu`daki çatışmalar nedeniyle kullanmadığını belirten Itkonen, "Üye ülkelerin petrol stoklarını serbest bıraktıklarında AB Komisyonuna bildirimde bulunmaları gerekiyor. Şu anki bilgimize göre hiçbir üye ülke bunu yapmadı." değerlendirmesinde bulundu. Itkonen, 12 Mart`ta AB üyesi ülkelerin petrol koordinasyon toplantısı yapacaklarını belirterek, "Petrol rezerv stokları konusunda bugün G7`de bir görüşme var ve sonraki adımları belirleyecekler." diye konuştu. Orta Doğu`daki çatışmanın AB`ye etkisine ilişkin soruya Itkonen, "Biz enerji arz güvenliğinden çok yüksek enerji fiyatlarından endişe duyuyoruz. Bu, enerji bağımsızlığımızı ve dayanıklılığımızı güçlendirmeye odaklanmamız için mükemmel bir hatırlatma niteliğinde." cevabını verdi. İthal fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltmak ve endüstri için fırsatlar ve büyüme sağlamak istediklerini belirten Itkonen, önceliklerinin vatandaşlar ve işletmeler için enerji faturalarını düşürmek olduğunu anlattı. Itkonen, AB`nin enerji arz çeşitlendirme stratejileri sayesinde Orta Doğu`daki çatışmanın Avrupa enerji piyasaları üzerindeki doğrudan etkisinin kısa vadede sınırlı kaldığını savundu.
Döviz Kurları:
TCMB 27 Şubat 2026 kapanış verilerine göre, USD döviz satış kuru Şubat ayında %1.06’lık artış ile 43,88 TL; EUR döviz satış kuru 51,79 TL ile yatay seyir izledi. EUR/USD paritesi ise %1.04 azalış ile 1.1804 seviyesine geriledi. Buna göre 2026 yılında EUR ve USD ortalama kur artışı %2.52 olarak gerçekleşti. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Şubat Piyasa Katılımcıları Anketine göre; katılımcıların yıl sonu dolar/TL beklentisi 51,1693`ten 51,0933`e gerilerken 12 ay sonrası dolar/TL beklentisi ise 51,8879`dan 52,3945`e yükseldi. Forbes Türkiye haberine göre; Uluslararası banka ING, Türkiye ekonomisine dair yayımladığı son raporda döviz kuru, enflasyon, faiz ve büyüme tahminlerini paylaştı. Raporda Türk lirasının önümüzdeki yıllarda değer kaybının süreceği ve enflasyonun kademeli olarak düşeceği öngörülüyor. ING raporuna göre, dolar/TL kuru 2026 sonunda 51 TL’ye, 2027’nin üçüncü çeyreğinde ise 57 TL’ye yükselebilir. Euro/TL’de de 2027 itibarıyla 69,6 TL seviyesi bekleniyor. Raporda, Türk lirasındaki değer kaybının jeopolitik riskler ve küresel piyasa belirsizlikleri nedeniyle devam edeceği vurgulanıyor. BloombergHT haberine göre; HSBC, 2026 yıl sonu için dolar/TL tahminini 48 olarak belirledi ve Türk lirası üzerindeki yapıcı görüşünü koruyarak sınırlı bir reel değer kazancı beklediğini açıkladı.
Yurtiçi Fiyat ve Maliyet Endeksleri:
TÜİK verilerine göre, Yİ-ÜFE (2003=100) 2026 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre %2,43 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre %5,16 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre %27,56 artış ve on iki aylık ortalamalara göre %25,60 artış gösterdi. Sanayinin dört sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında %31,88 artış, imalatta %27,98 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında %22,53 artış ve su temininde %38,22 artış olarak gerçekleşti. Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara mallarında %26,09 artış, dayanıklı tüketim mallarında %32,14 artış, dayanıksız tüketim mallarında %31,57 artış, enerjide %20,68 artış ve sermaye mallarında %29,51 artış olarak gerçekleşti. Sanayinin dört sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında %3,31 artış, imalatta %2,95 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında %3,04 azalış ve su temininde %3,65 artış olarak gerçekleşti. Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara mallarında %2,48 artış, dayanıklı tüketim mallarında %4,47 artış, dayanıksız tüketim mallarında %3,30 artış, enerjide %0,22 azalış ve sermaye mallarında %2,25 artış olarak gerçekleşti.
YD-ÜFE 2026 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre %4,06 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre %4,06 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre %35,12 artış ve on iki aylık ortalamalara göre %27,63 artış gösterdi. Sanayinin iki sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında %57,00 artış, imalatta %34,76 artış olarak gerçekleşti. Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara mallarında %32,71 artış, dayanıklı tüketim mallarında %46,09 artış, dayanıksız tüketim mallarında %42,14 artış, enerjide %11,00 artış, sermaye mallarında %35,06 artış olarak gerçekleşti. Sanayinin iki sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında %11,32 artış, imalatta %3,94 artış olarak gerçekleşti. Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara mallarında %3,71 artış, dayanıklı tüketim mallarında %5,50 artış, dayanıksız tüketim mallarında %3,87 artış, enerjide %4,75 artış, sermaye mallarında %4,20 artış olarak gerçekleşti.




