Otomotiv Tedarik Sanayi, Küresel Risklere Karşı Dijital Dönüşümle Güç Kazanıyor
TAYSAD, Otomotiv Tedarik Sanayinde Verimlilik ve Dijital Dönüşümün Önemine Dikkat Çekiyor
TAYSAD, Otomotiv Tedarik Sanayinde Verimlilik ve Dijital Dönüşümün Önemine Dikkat Çekiyor
Otomotiv Tedarik Sanayi, Küresel Risklere Karşı Dijital Dönüşümle Güç Kazanıyor
Global ölçekte artan jeopolitik riskler, enflasyon–kur uyumsuzluğu ve yükselen finansman maliyetleri, otomotiv tedarik sanayinde maliyet baskısını derinleştirirken, lojistik, navlun ve petrokimya kaynaklı artışlar tüm değer zincirine yayılıyor. Son dört ayda yüzde 14 seviyesinde gerçekleşen enflasyona karşı euro kurundaki 4.6–4.8 bandındaki artış, ihracatçı üreticilerin rekabet gücünü zayıflatıyor. Buna rağmen sektör olarak verimlilik artışı, dijital dönüşüm ve otomasyon yatırımlarıyla ayakta kalma stratejisini güçlendirdiklerini söyleyen TAYSAD Yönetim Kurulu Başkanı Yakup Birinci, “Otomotiv ihracatında toplam ihracatın yarıya yakınını tedarik sanayi gerçekleştiriyor. Bir aracın maliyet yapısına baktığımızda tedarik sanayinin payı yüzde 60 seviyelerindeyken, Türkiye’de üretilen araçlardaki yerli katkıyla birlikte bu oran yüzde 70’lere kadar çıkıyor. Bu da tedarik sanayisi olarak Türkiye’nin ihracat kapasitesini taşıyan stratejik bir sektör olduğumuzu gösteriyor” diyor.
Küresel ekonomide artan jeopolitik gerilimlerin yanı sıra enerji ve lojistik maliyetlerindeki dalgalanmalar, otomotiv başta olmak üzere tüm üretim odaklı sektörlerde yeni bir denge arayışını zorunlu kılıyor. Çok katmanlı ve küresel entegrasyon düzeyi yüksek yapısıyla otomotiv tedarik sanayi, bu dönüşümün hem en fazla etkilenen hem de yön belirleyici aktörlerinden biri olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin üretim ve ihracat kapasitesinde kritik bir rol üstlenen Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği TAYSAD, değişen risk ortamında sektörün konumlanmasına ilişkin değerlendirmeleriyle dikkat çekiyor.
250 bin kişilik bir istihdamı temsil ediyor
Tedarik sanayinin otomotiv ekosistemi içindeki stratejik ağırlığına dikkat çeken TAYSAD Yönetim Kurulu Başkanı Yakup Birinci, “Şu anda dernek olarak üyelerimiz aracılığıyla yaklaşık olarak 250 bin kişilik bir istihdamı temsil ediyoruz. Otomotiv ihracatı açısından baktığımızda neredeyse toplam otomotiv ihracatının yarıya yakın bir kısmını tedarik sanayi olarak bizler üretiyoruz. Burada çok önemli bir çarpan etkisi var. Bir aracın ortalama değer maliyeti içinde tedarik sanayinin payı yüzde 60 seviyelerindeyken, Türkiye’de üretilen araçlar ve bu araçların içindeki yerli tedarik katkısı birlikte değerlendirildiğinde bu oran yüzde 70’lere kadar çıkıyor. Yani biz sadece parça üretmiyoruz, Türkiye’nin toplam ihracat değerinin çok önemli bir bölümünü dolaylı olarak dış pazarlara taşıyoruz. Bu nedenle tedarik sanayi, otomotiv ekonomisinin dışa açılan en güçlü damarlarından biri konumunda yer alıyor” diye konuştu.
Türkiye, bir ihracat üssüne dönüştü
Türkiye’nin üretim kapasitesi, ihracat yönelimi ve küresel değer zincirlerindeki konumuna da değinen Yakup Birinci, “Türkiye’de tedarik sanayi uzun yıllardır hem yerli üreticilerin hem de uluslararası yatırımların birlikte şekillendirdiği çok katmanlı bir yapı olarak ilerliyor. Bugün geldiğimiz noktada yaklaşık 1,5 milyon adetlik üretim bandı garanti altına alınmış, 2,5 milyona yaklaşan bir kapasite yapısından söz ediyoruz. Bu kapasitenin içinde yabancı sermayeli şirketlerin payı yüksek olsa da güçlü yerli ve milli üreticiler ekosistemin temelini oluşturuyor. Özellikle Avrupa Birliği başta olmak üzere ihracat pazarlarına baktığımızda, Türkiye’deki tedarik sanayi üretiminin yaklaşık yüzde 70’inin Avrupa’ya yöneldiğini görüyoruz. Bu da aslında Türkiye’deki tesislerin Avrupa başta olmak üzere küresel otomotiv üretim ağlarının bir parçası olarak çalıştığını gösteriyor. Bugün yaklaşık 5 milyar euro ihracat ve 5 milyar euro ithalat büyüklüğüne sahip dengeli bir ticaret yapısından bahsediyoruz. Bu tablo, Türkiye’nin tedarik sanayi açısından Avrupa’nın üretim altyapısına entegre olmuş bir ihracat üssü olduğunu net biçimde ortaya koyuyor” ifadelerini kullandı.
Enflasyon ile kur uyumsuzluğu üretim maliyetlerini artırıyor
Küresel ekonomik dalgalanmaların sektöre etkisine ve maliyet baskılarına ilişkin tabloyu değerlendiren Birinci, mevcut risk ortamının ilk boyutunu şu sözlerle açıklıyor: “Son dönemde en kritik konu başlığımız makro ekonomik dengelerde yaşanan ayrışma. Özellikle enflasyon ile kur hareketleri arasındaki uyumsuzluk, üretim maliyetlerini doğrudan etkiliyor. Son dört aylık dönemde yüzde 14 seviyesinde gerçekleşen toplam enflasyona karşı euro kurundaki artışın 4.6 ila 4.8 bandında kalması, ihracatçı üretici açısından önemli bir baskı alanı oluşturuyor. Buna ek olarak faiz tarafında yukarı yönlü eğilim, finansmana erişim ve işletme sermayesi yönetimini daha da zorlaştırıyor. Enerji maliyetlerinde sanayi kısmen korunaklı bir yapıda olsa da lojistik, navlun, petrol ve petrokimya kaynaklı maliyet artışları tüm değer zincirine yayılıyor. Özellikle plastik ve türev ürünlerde yaşanan fiyat hareketleri, üretim maliyetlerini doğrudan etkileyen bir baskı unsuru haline gelmiş durumda.”
Elektronik odaklı dönüşüm, tedarik sanayinin yapısını yeniden şekillendiriyor
Küresel dönüşüm ve rekabet baskısının etkilerine de değinen Birinci, sektörün adaptasyon sürecine ilişkin olarak şunları söyledi: “Sektörümüz, verimlilik artışı, dijital dönüşüm, otomasyon yatırımları ve yeni teknolojilere adaptasyon üzerinden rekabet gücünü korumaya çalışıyor. Elektrikli araç dönüşümü ise bu sürecin ayrı bir kırılma noktası olarak öne çıkıyor. Türkiye’de yerlilik oranının yüzde 70 seviyelerini aşması önemli bir referans olarak görülüyor. Ancak elektronik komponentlerin, yazılımın ve yeni nesil tedarik kalemlerinin artışı, sanayinin kendini yeniden tanımlamasını zorunlu kılıyor. Bu dönüşüm, aynı zamanda yeni iş birliklerini, teknoloji odaklı ortaklıkları ve daha yüksek katma değerli üretim modellerini de beraberinde getiriyor. Tüm bu tabloya baktığımızda, tedarik sanayi artık teknoloji, verimlilik, entegrasyon ve sürdürülebilirlik üzerinden yeniden konumlanmak zorunda. Biz de TAYSAD olarak bu dönüşümün merkezinde yer alıyor, sektörümüzün küresel risklere karşı daha dayanıklı, daha esnek ve daha yüksek katma değer üreten bir yapıya kavuşması için çalışıyoruz.”




